"Enter"a basıp içeriğe geçin

Saf Şiir

Şiirin bir biçim sorunu olduğu düşüncesinden hareketle, şiirin anlamdan çok şekil olarak güzel olmasını, ahenkli olmasını ve okuyucuya estetik haz vermesi gerektiğini savunan şiir anlayışına “Saf Şiir” ya da “Öz Şiir” denilmektedir.

Öz şiir adıyla da bilinen saf şiir, ülkemizde 30’lu yıllardan itibaren yaygınlık kazanmıştır. Saf şiirde ahenk ve üslup ön plandadır. Bu türde şiirler yazan ozanlarca, şiirde ”söylenen” değil ”söyleme şekli” çok daha önemlidir.

Saf şiir, Fransız şair Paul Valery’nin şiir dilini -anlam dahil olmak üzere- her şeyin üstünde tutmasından etkilenen şairlerin oluşturmuş olduğu bir şiir anlayışıdır. Bu şiir anlayışında okuyucuya bilgi vermekten daha çok kişilerin estetik duyarlılığını arttırmaya dayanmaktadır.

Ülkemizde saf şiirin öncüleri kabul edilen şairler ve en önemli eserleri şu şekilde sıralanabilir:

1- Necip Fazıl Kısakürek – Çile
2- Yahya Kemal Beyatlı – Kendi Gök Kubbemiz
3- Ahmet Haşim – Piyale
4- Asaf Halet Çelebi – Naima
5-Cahit Zarifoğlu – Yaşamak

Saf Şiir Nedir? (Öz Şiir)

Milli Edebiyat Dönemi ve sonrasında Türk şiirinde hakim düşünce olan memleket anlayışıyla başarılı şiirler yazılmıştır. Ancak bir süre sonra memleket edebiyatı bazı sanatçıları sıkmaya başlamış ve yeni bir şiir anlayışı yaratma çabaları başlamıştır. Ahmet Haşim’in “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı makalesiyle beraber Türk Edebiyatı’nda saf şiir eğilimi başlamış olur.

Ahmet Haşim, Piyale adlı kitabının başında yazdığı bu makalesinde şiirdeki cümlelerin ifade ettiği anlamların önemli olmadığını belirterek asıl önemli olanın şiirde yer alan kelimelerin sesleri (okunuşları) olduğunu vurgular. Ahmet Haşim bu görüşünü şu şekilde özetler: “Şiir bir hikaye değil, sessiz bir şarkıdır.

Saf Şiir Özellikleri

  • Bu anlayıştaki sanatçılar şiiri basit bir uğraştan ziyade soylu bir iş olarak görürler.
  • Şiirin herhangi bir ideolojinin emrine sunulması karşı çıkılmıştır.
  • Bu anlayışa göre amaç ortaya güzel bir şiir koyabilmektir.
  • Şiirde belli bir fikrin işlenmesine karşı çıkılmış, okurda estetik bir haz uyandırmayı amaçlamıştır.
  • Şiir anlaşılmak için değil hissedilmek için yazılır.
  • Şairler, kendilerine özgü imgesel bir anlatım tarzı oluşturmuşlardır.
  • Sanat sanat içindir anlayışı hakimdir.
  • Şiirde ahenk, uyak, redife önem verilmiştir.
  • Sembolizmin etkisi vardır.
  • Biçim güzelliğine önem vermelerinden dolayı şiirde anlam aramak gereksizdir.
  • Şiirde anlam yerine cümle ve kelimelerin ses değeri olmalıdır.
  • Şiirde anlam yerine biçim savunulduğu için estetik tavır ön plana çıkmıştır.

Saf şiirciler, sanatın bir form (biçim) sorunu olduğunu savunarak şirin içinde bir anlam aramanın gereksiz olduğunu dile getirmişlerdir. Onlara göre şiirin iyi ve güzel olması yeterlidir. 

Öz şiir anlayışı, her türlü ideolojik düşünceden uzak kalarak şiirde estetik zevk oluşturmayı gerektirir. Tüm bu anlayışlar çerçevesinde şairler kendilerine ait bir imge düzeni oluştururlar. Şiirde oluşturulan yeni imge düzeniyle beraber dilde de değişmeler olmuştur.

Şiiri biçim olarak güzelleştirmeye çalışan saf şiirci şairler dili güzelleştirmek için çaba harcamışlardır. Şiirde ahenk, kafiye, redif gibi hususlara önem verilirken Ahmet Haşim ve Yahya Kemal ısrarla aruz veznini kullanmaya devam etmiş, onların dışındaki sanatçılar ise hece ölçüsünü kullanmışlardır.

Saf Şiir Örneği

 SESSİZ GEMİ
  Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
  Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
  Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
  Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
  Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
  Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
  Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
  Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
  Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
  Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
  Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
  Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
                         Yahya Kemal BEYATLI


DENİZ MEZARLIĞI
Üstünde güvercinler gezen şu rahat damın,
Kalbi atar ardında birkaç mezarla çamın,
Şaşmaz öğle zamanı ateşlerle yaratır.
Denizi, denizi, hep yeni baştan denizi,
Tanrıların sükunu çeker gözlerimizi,
Bir düşünceden sonra, ah o ne mükafattır.
İnce pırıltıların o ne saf hüneridir,
Bir seçilmez köpükte nice elmas eritir,
Nasıl bi sükun sanki peyda olur o demde.
Ve güneş uçurumun üstüne gelir durur,
Ebedi bir davanın saf marifeti budur,
Zaman kıvılcım, hülya bilmek olur âlemde.
Basit Minerva mabedi tükenmeyen hazine,
Yığın halinde sükun, göz önünde define,
Kaşlarını çatan su, bi alev perde altı.
Kendine nice uyku saklayan göz, ey bana,
Mukadder olan sükut… Ruhta yükselen bina,
Fakat bin kiremidi yaldızlı dam, ey çatı.
Bir tek ahın içinde belli zaman mabedi,
Etrafımda denize bakışlarımın bendi,
Çıkarım o saf yere artık bütün bütüne.
Ve bütün tanrılara son adağım olarak,
Asude bir meneviş dağıtır kucak kucak,
Şahane bir istihkar irtifalar üstüne.
Nasıl ağızda yemiş zevk olup da erirse,
O yokluğunu nasıl lezzete çevirirse,
Varsın şekli mahvolsun, orda içime siner.
Benliğimin ilerde duman olacak özü,
Eriyen ruha söyler bir şarkıyla gökyüzü,
Nasıl değişmededir ulu sahiller…
Paul Valéry

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir